Yağmur Yağıyordu - Aldatma Hikayeleri

mavim.net Online
Ziyaretçi
9
Mavim.Net Hikayeler
mavim.net
 
mavim.net

Sitede Ara Webde Ara
Tüm Arananlar
mavim.net
 
mavim.net
mavim.net
mavim.net
 
mavim.net
mavim.net
mavim.net
 
mavim.net
Aldatma Hikayeleri
mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net

Yağmur Yağıyordu

Merdivenleri yavaşça çıktık, kapıyı açıp eve girdik. Annem her gün namazdan sonra, bir köşeye çekilir Kuran-ı kerim’i okurdu. Bu kez de öyle yapmış ama ok..

Merdivenleri yavaşça çıktık, kapıyı açıp eve girdik. Annem her gün namazdan sonra, bir köşeye çekilir Kuran-ı kerim’i okurdu. Bu kez de öyle yapmış ama okurken uyuya kalmıştı. Eve girdik herkes sessizce bir köşeye oturdu. Sessizliği bozmayı hiçbirimiz istemiyorduk. Onlar da benim gibi gülümseyerek ama sessizce, annemin gözünü açıp bizi görmesini beklemeye başladı.
İyilik dağıtmaktan yorulmuş, yaşlı bir melek gibiydi. Hayatı boyunca kötülükten kaçınan, bize de bunu öğütleyen annem, arada bir, yıllar önce bir kediye attığı taş için bile arada ağlardı. Bütün ağaçlar, çiçekler sökülmüş te, dünya da kalan son çiçeğe de o yanlışlıkla zarar vermiş gibi ağlardı. Necip Fazıl’ın Reis . beyindeki hakim gibi suçlu suçlu ağlardı. O ağlarken eskiden üzülürdüm ama yıllar geçtikçe, ağlamayan veya ağlayamayan insanları gördükçe annemin ağlayışı beni mutlu etmeye başladı. Gördüğü bir yoksula ağlardı, bir lokmayı israf edişimize üzülür, bazen ağlardı. Cihan savaşında açlık çeken askerleri anlatır ağlardı. “İsraf etme” derdi, “isteyen olma, cömert ol, bağışlayan ol” derdi. Kiminle kavga etsem, hep bana kızardı. Başkalarının anne babası yavrusunu haksız da olsa savunur, annem bana haklı da olsam kızardı. Yıllar sonra anlamaya başladım ki, haklı olmak değil de önemli olan, kimseye haklıyken bile zarar vermemekmiş muhim olan. Öbür dünyaya kimseye fiske bile vurmadan gitmemizi sağlamakmış amacı. “Allah herşeyi affeder ama kul hakkıyla gelmeyin” der diye tembihlerdi.
Annemin uyuyuşuna baktıkça, ortama manevi bir havanın yayıldığını hissediyordum. Yüzümüzdeki gülümsemelerin yerini düşünceli bir ifade almış, sabırlı bir bekleyiş içinde dalmaya başlamıştık. Diğerlerinin ne düşündüğünü bilmem ama ben sanki hepimiz, az önceki dünya telaşından, gürültüsünden, aniden bir köşeyi dönünce uzaklaşmış ve şaşırmış insanlar olmuştuk. Deli gibi akan bir suyun ortasında birden bire karşımıza bir dinginlik adası çıkmıştı. Ve bu adanın huzurunu bozmak istemez gibi susuyorduk.
Cem fısıldadı;
-Ümit, annen şimdi birden bağırsa, “Ben uyumuyordum, sizi kandırıyordum” dese ne matrak olur.
Mehtap; “-Asıl senin bu konuşman bağırma gibi oldu. Güzelim sessizliği bozdun.”
Nur; ”-Ümit, annen böyle uyur mu?”
-Sabah mutlaka herkesten önce kalkar, namazını kılar, dualarını okur, sabah işlerini yapar. Akşamda herkesten sonra yattığı için bazen akşam namazı veya yatsı namazından sonra böyle uyukladığı olur. Ben eskiden, bazen o uyurken yanına gider ve yüzüne nerdeyse değecek gibi ellerimi tutardım. Gözlerini açıp ta ne olduğunu anlayamadığı garip bir görüntüyle karşılaşınca çok şaşırırdı.
-Hala mı öyle yaramazlıklarda aklın. Sonra da büyüdüm, dersin.
Konuştuğunda farkettik annemin uyandığını. Mehtap cem’e kızdı;
-Teyzenin uyandığı andaki şaşkınlığına bakacaktık bizi lafa tuttun.
Kalktım annemin ellerini öptüm. Sarılırken kızdı;
-Niye haber vermedin geleceğinizi.
-İnanır mısın, bizde az önce öğrendik.
Kardeşlerinden sonra Mehtap ta annemin ellerini öperek;
-Teyze, o kadar tatlı uyuyordunuz ki, aslında uyarmadan saatlerce bekleyecektik.
Annem, kendini ayıplayarak;
-Aslında, ‘uyku ölümün kardeşidir’ derler ama gözkapaklarım gidiveriyor.
-Bu sefer haklısın anne, birisi gelip evi soysa, evi yaksa ne olur halimiz. Hiç olmazsa kapıyı kitleseydin.
-Aman köy yerinde katil matil gelmez.
-Babam nerde?
Ben sorduğumda, dış kapının gıcırtı sesi geldi.
-Camiye gitmişti, işte geliyor.
Babam kapıdan girdiğinde bizleri görünce çok şaşırmıştı. Babamın da elini öptük. Annem-babam hal hatır sordu ama dikkatli konuşmaya çalıştıkları belliydi. Nur’un hastalığı konusunu açmaktan çekindikleri ve yanlış bir kelime ile üzüntü vermek istemedikleri belli . oluyordu. İsimlerini öğrendikten sonra Nur’a daha özenli baktıklarını farkettim. Bu ortamın Nur için daha kötü olacağını düşündüğümden biraz neşelendirmek istedim;
-İşte beni gurbet elde bırakıp da, kendileri bu güzel yazlığa gelen annem ve babamla tanışmış oldunuz.
Annem zaten benim yalnız kalmama üzülüyordu;
-Ben babana çok söyledim üniversite sınavları belli olsun da öyle bakarız diye ama dinlemedi.
Babam kaşlarını çattı;
-Ben ne bileyim Ümit’in bize oyun yapacağını. Tam emekli olduğum sene liseyi bitirdi. Nasıl olsa zor okudu, hep bütünlemelerde geçti, üniversiteyi kazanamaz, diyordum.
Babamı biraz daha kızdırdım;
-Baba, ben de kazanacağımdan değildi de, sırf bu sözün üzerine kazandım.
-Annenle beni kavga mı ettirecen. Gerçi kazandıktan sonra da okuyamaz, ertesi sene bırakır gelir, diyordum ama beni hep yalan çıkardın. Neyse hoşgeldiniz. Nasıl rahat mısın oralarda?
-Valla burası daha rahat ama orda da anne-baba dayağı yok.
Mehtap;
-Çok mu dayak yerdin?
-Yok canım, yemekten önce 2 defa, yemeklerden sonra 3 defa filan...
Baktım annem gözlüklerinin üstünden biraz gülerek, biraz öfkeli bakıyor, lafı toparladım.
-Yok yok, sadece hak ettiğim zamanlar döverlerdi.
Annem, “-Anlaşıldı sen konuşmaya heveslisin ama arkadaşlarının karnı açtır, lafla karın doymazmış.
Cem; “-İşte günün en güzel sözleri.”
Annem mutfağa doğru giderken, Nur’la Mehtap da peşi sıra çıktılar. Onlar çıkınca babam hemen sordu;
-İsmi Nur olan mıydı rahatsız olan?
Cem; “-Evet.”
-Son durumu nasıl?
-İyi, iyi ama bünyesi zayıf olduğu için sanki ufak bir dikkatsizlikte yine sorun yaşayacakmışız gibi geliyor.
-Siz dikkatli olun, yediğine içtiğine dikkat edin de, Allah’ım bir şeyi bahane edip iyileştirir inşallah.
-Bahane mi?
-Tabi, herşey Allah’tandır ama biz kullara bir bahane gerekir. Ölene bile , ‘Azrail canını almış’ demeyiz, araba çarpmış, merdivenden düşmüş, zehirlenmiş gibi bin bahane olur. Azrail bile can alırken bir bahaneyle alır canımızı.
Cem gülümsedi;
-Valla herşeyimizde bir bahane gerekiyor. Ben şimdi pat diye ayağa kalksam evi gezmeye baksam, şaşkın şaşkın bakarsınız. “Evi gezebilir miyim?” gibi bir cümle kursam, iyi bahane olur. Hatta, Ümit rehberlik bile yapar.
Kalktım; “-Anladım anladım, buldun bedava rehberi, buyur bakalım.”
Mutfağın kapısından geçerken durakladık. Mehtap ve Nur annemi soru yağmuruna tutuyordu. Nur, ocaktaki tencerenin altına çalı çırpı sürüyor, Mehtap, bizim idare dediğimiz gazlı lambadan daha küçük, nerdeyse fener kadar ışık . veren, gazyağıyla yanan ışıtıcıyı soruyordu.
-Bu nedir teyze?
Annem;
-Burda ışıklar gittiğinde ya gaz lambasını ya bu idareyi yakarız. Bak şurda kibrit var, ucunu yak bakalım.
Mehtap yaktığında ben de lambayı söndürdüm. Gölgeler ocak ateşi ve idarenin ışıklarıyla duvarlarda dansetmeye başladı. Mehtap;
-Çok güzel, çok hoş görünüyor, ama bir yandan . da korku filmlerini hatırlatıyor.
Nur,
-Sen ışığı ellerime yaklaştır bakalım.
Nur, ışığın yaklaşmasıyla, duvara kocaman yansıyan ellerinin gölgesiyle çeşitli şekiller yapmaya başladı. Bazen uçan bir kuş görüntüsü, bazen konuşan bir yüz, bazen de vahşi bir hayvan gölgesine benzer şekiller duvarda beliriyordu. Özellikle vahşi hayvan şekillerine, Cem uygun efekt sesiyle katılıyordu.
Kolundan tuttum Cem’i evi dolaştırmaya başladım. Dolaştığımız yer ikinci kat gibiydi. Birinci katta saman depolama, alet edavatın konduğu odalar haricinde eskiden büyükbaş hayvanlarında kaldığı ama şimdi sadece bir eşeğin kaldığı ahır ve yanında bir de kümes vardı. Ama alt katı sadece anlattım ve üst katı gezdirmeye devam ettim. Bir kaç odayı ve kiler olarak kullanılan kısımdan sonra odaların arasında geçişi sağlayan bir tür koridor görevi de yapan ama geniş ve odalar haricinde çevresi açık duvarsız olan ve bizim ‘hayat’ dediğimiz yerde durduk ve kenardaki somyaya oturduk.
Cem; ”-Burdan mı seyrederdin trenleri?”
-Evet. Şimdi, şehir ışıkları kadar olmasa da yine de . köyün ışıkları karanlığı biraz bölüyor. Ama çocukluğumda köyde elektrik yoktu. Her yer zifiri karanlıktı ve ötüşen böcek seslerinden başka birşey duyulmazdı.
Bu sırada babam da odadan çıkıp yanımıza geldi. Babam oturunca ben devam ettim;
İşte bu karanlık ve sessizliğin ortasında , bir büyük demirden canavar birden çıkar, korkunç düdüğüyle bütün sesleri bastırır ve ortalığa korku salan ışıklarıyla hızla gelir ve ağaçların arasından, avını kovalıyormuş gibi hızla giderdi.
Cem; ”-Amca, benden duymuş olma ama Ümit küçükken, yatağından kalkıp, geceyarısı geçecek treni seyredermiş.
Babam beklemediğim bir cevapla beni şaşırttı;
-Biliyorum.
Benim gibi şaşıran Cem sordu;
-Madem biliyordunuz, iki tokat, bir kulak çekme . filan iyi olmaz mıydı yani?
-Yok canım, kimseye zararı olmadıktan sonra. Bazen gece uykum tutmaz çocukların odasını filan dolaşırdım. Birkaç kere gördüm, birşey söylemedim, birkaç kere de hava soğukken oturduğunu gördüğüm oldu, şöyle bir öksürürdüm. O da “babam görmesin” diye hemen yatağına koşardı.
Gülümsedim;
-Ben de bu yaşa kadar, kimse bilmiyor sanıyordum.
Babam;
-Çocuklukta böyle şeyler ne ki, bizim çocukluğumuzda yaramazlık yapmadığımız gün yoktu. Senin çocukluğunun çok azı köyde geçti. Biz köyde büyüdük. Biz böyle hayatta oturup ta seyretmezdik yıldızları. Biz gece öküz gütmeye gider, bazen uzaklarda gecelerdik. Küçük olduğumuz için üç-dört çocuk bir arada giderdik. O zamanlar elbebek gülbebek büyümek nerde. İmkan olsa abalamaya başlarken iş tutturacaklar. Savaşları görmüş,kıtlığı yaşamış neslin çocuğuyduk. Bir at, bir öküz çocuktan kıymetliydi belki de. Şimdikiler anlamaz bunu. Bizden önce bir çocuk ölünce, ölür gider ama bir inek ölünce o öküzle tarlasını süren koskoca bir aile aç kalma tehlikesi yaşardı. Eskiler, savaşta askerlere yiyecek bulunmazken, atlara arpa verildiği günleri yaşadılar. Övünmek için söylemiyorum, doğduğumuz zamanın şartlarını bilin diye söylüyorum ki, bizim zamanımızda top peşinde koşmak, aylak aylak gezmek gibi çocukluk hallerimiz, haklarımız yoktu. Velhasıl halinize şükredin, olur olmaz şeyle canınızı sıkıp moralinizi bozmayın.
-Yok amca moral filan bozukluğu yok çok şükür.
-Hayır, bazen haberlerde filan görüyorum, gencecik insanlar intihar filan ediyor. Hele bazıları maddiyatı filan iyiyken intihar ediyor. Bazen insan herşeyi olsa da iki laf edecek dostu olmazmış. Bunlarınki de böyle demek ki, halini anlatacak, sıkıntısını anlatacak bir dost, belki de anne-baba bulamıyorlardı.
Mehtap yanımıza geldi; “-Yemek hazır, içeri buyrun.”
Babamın, çocukluğunda çok küçük . yaşlarda, para kazanıp ailesine yardım etmek için İstanbul’a gidişini anlatmaması dikkatimi çekmişti. Belki övünüyor görünmek istemedi, belki de, o İstanbul Zeytinburnunda çok kötü şartlarda ve daracık, fareli evlerde yaşadığı günleri anlatıp ortamda neşesiz, üzüntülü bir hava estirmek istemedi.
Mehtap’ın yemeğe çağırması üzerine, babam ayağa kalktı;
-Eskiler böyledir, bir-iki genci bulunca hemen öğüt vermek için fırsat sayar. Misafiri aç mı, tok mu unutur.
Cem; ”-Amca, sıkıldığımı filan sanma sakın. Güzeldi söylediklerin. Ama kendini ‘eskiler’ diye ayırman yakışmadı, bizden sağlam görünüyorsun”.
Babam “-Tabi tabi, biz genciz desek de, ağaran saç-sakal yalan çıkarır nasılsa.”
İçeri girdik. Nur çatal-kaşıkları tablaya koyuyor, annem çorbaları dolduruyordu. . Babam birden şaşkınlıkla sordu;
-Köyün ışıkları şimdi yanıyordu, ne zaman gitti ?
Kızlar gülümserken, annem cevapladı;
-Kızlar yaktırmadı, böyle daha güzel oluyormuş.
Cem; ”-Amanın, yerde mi yiyeceğiz yoksa. Ben dünyada oturamam.”
Mehtap,”-Önemli değil Cem, sen canını sıkma.”
Cem; ”-Canım ablam, benim için bir şey düşünmüş galiba.”
Mehtap; ”-Evet, düşündüm. Biz yemeği yiyene kadar, sen git dışarda yıldızları filan seyret”.
Cem,”-Haydaaa. Abla dedik, şu yaptığına bak.”
Onlar konuşurken, annem açılıp kapanabilir küçük masayı getirmişti bile. Nur da hemen çorbasını masaya götürdü;
-Üzülme sen abi, bak bir çare bulundu bile.
Nur servis için, yemeklerin yanına oturmuştu, yanında Mehtap, sonra annem, sonra babam ve ben oturmuştuk. Dalgalanan gaz lambalarının ışığında Nur’un hafif gülümseyen yüzüne baktım. Bir an onu annemin yanına gelin olarak getirdiğimi hayal etmeye çalıştım.Olmadı, hep eksik birşeyler var gibiydi. Olmayacak bir düş kuruyormuşum gibi geldi.
Yemek, annemin Cem’e fırçası ile başladı;
-Oğlum yemeğe besmelesiz uzanılır mı? Bereketi kaçar, böyle alışma.
Biz fısıldayarak söylerken, Cem, fırçanın etkisi ile hepimizin duyacağı şekilde bir besmele çekti.
-Hah şöyle.
Cem’e baktım;
-Besmele ile başla, kalkarken de şükretmeyi unutma. Annem dalgınlıkla ben, zannedip seni haşlayabilir.
Annem;
-Oğlum, şükretmek birine gerekli, birine gereksiz mi? Yemeğini yiyip de onu verene şükretmeyi unutmak olur mu! Üç kuruş kazanınca küçük dağları ben yarattım zannedenler gibi olma. Allah öyle bir dert verir ki, zenginlik fayda etmez.
Nur’un bu söze üzüleceğini düşündüm ama aldırmadı;
-Doğru söze ne denir teyze. Bazen haberlerde öyle insanlar görüyorum ki, öyle dertler görüyorum ki. İnsan haline şükretmeli.
Anneme hasta olanın Nur olduğunu bir ara söylemiştim. Sevgiyle Nur’un sırtına dokundu;
-Allah’ın verdiği derde çare arayacan ama Allah’tan gelene şükredecen. Allah, bu dünyada hastalık çeken ve isyan etmeyeni, ahirette ödüllendirir.
Mehtap;
-Şükreden nerde teyze, tırnağı acısa isyan edenler var.
-Tövbe tövbe. Allah cümlemize Eyüp peygamber sabrı versin. Allah’tan gelen derde sabredip, yaralarından kanlar akarken, sızım sızım sızlarken şükredermiş
Babam kinayeli kinayeli;
-Hep beraber kalkacaz zikir yapacağız şimdi ha... Bırak da yemeğimizi rahatça yiyelim. Bak besmele çekmeyen kalmadı.
-Aman aman ye.
Babam;
-Kızlar karnınızı doyurun. Hanıma kalırsa sabaha kadar hem ağlar hem anlatır. Peygamberimizin hayatına, Hasan-Hüseyin’in şehadetine geçmeden, daha Eyüp peygamberdeyken gözünüzü açın.
-Biz dinleriz teyze, sen bakma amcaya.
Annem babamın takılmalarına alışmıştı, gülümsedi. Sohbet ederek yemeği yedik
Ekleyen: filiz - 05.08.2008 - 1658 Okuma - 0 Yorum
« Önceki Sonraki »
Bu Hikaye Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?
mavim.net   mavim.net
Bu Hikaye İçin Yorum Yapılmadı. İlk Olmak İster misin?
İsminiz
mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net
E-Mail
Yorum
 
mavim.net . mavim.net
mavim.net
mavim.net Aldatma Hikayeleri
mavim.net Tüm Aldatma Hikayeleri
 
mavim.net   mavim.net
mavim.net
Copyright © 2018 Mavim.Net Her Hakkı Saklıdır. Sohbet Sitesi | Rss | Sitemap | Bize Ulaşın
mavim.net
0.0635 saniyede üretildi.